Kontrol Etme İhtiyacı ve Güç

Kontrol etme ihtiyacı, çoğu zaman güçlü olmaktan değil; belirsizliğe tahammül edememekten doğar.

Bazı insanlar ilişkilerini, işlerini ve hatta geleceği sürekli kontrol altında tutmaya çalışır. Her şey planladıkları gibi ilerlemediğinde yoğun kaygı yaşar, beklenmedik durumlar karşısında huzursuz olur ve kontrolü kaybettiklerini hissettiklerinde kendilerini güvensiz hissederler.

Bu davranış dışarıdan disiplinli, titiz ya da güçlü görünse de, her zaman bu özelliklerden kaynaklanmaz. Bazı kişiler için kontrol etme ihtiyacı, zihnin belirsizliği tehlike olarak algılamasının bir sonucudur.

Yaşamın erken dönemlerinde öngörülemez, kaotik ya da güvensiz deneyimler yaşayan kişilerde zihin, "Her şeyi kontrol edersem zarar görmem." şeklinde bir öğrenme geliştirebilir. Bu strateji o dönemde kişiyi korumuş olabilir. Ancak yetişkinlikte aynı strateji, yaşamı yönetmekten çok yaşamın doğal akışına karşı sürekli mücadele etmeye dönüşebilir.

Burada gözden kaçan nokta şudur: Kontrol, güven üretmez; yalnızca güven hissinin eksikliğini geçici olarak örter. Çünkü hayatın tamamını kontrol etmek mümkün değildir. Kontrol edilemeyen her olay, zihnin kaygısını yeniden harekete geçirir ve kişi daha fazla kontrol etmeye çalıştıkça bu döngü güçlenir.

Farkındalık, kişinin kendisine şu soruyu sormasıyla başlar:

"Gerçekten bu durumu yönetmeye mi çalışıyorum, yoksa hissettiğim kaygıyı azaltmaya mı?"

Bu ayrım görüldüğünde davranışın amacı da görünür hâle gelir. Kişi, güvenin dış dünyayı kusursuz hâle getirmekten değil; belirsizlik karşısında kendi duygularını düzenleyebilme becerisinden doğduğunu fark etmeye başlar.

Öz farkındalık, kontrol etmeye çalıştığın şeyleri değil, seni kontrol etmeye iten korkuları görebilmektir. Gerçek güven, hayatı tamamen kontrol ettiğinde değil; kontrol edemediğin durumlarla da başa çıkabileceğini bildiğinde gelişir. Gerçek değişim de burada başlar.