TÜRKİYE’DE YAYINCILIK SORUNU:
YAZAR NEDEN KAZANAMIYOR, NEDEN DENETLEYEMİYOR?
Türkiye’de kitap yayıncılığı, uzun süredir bir üretim alanı olmaktan çok, bilginin ve gelirin tek taraflı tutulduğu kapalı bir sisteme dönüşmüş durumda.
Sorun yalnızca düşük telif oranları değildir.
Sorun; şeffaflık yokluğu, denetim eksikliği ve sözleşmelerin yayınevleri lehine belirsizlik üretmesidir.
Bugün birçok yazar şunu yaşıyor:
Kitabının kaç adet sattığını bilmiyor
Satış rakamlarını doğrulayabileceği bir paneli yok
Ödemelerin ne zaman ve neye göre yapılacağını net göremiyor
Tanıtım ve reklam sözleri verilmiş ama yerine getirilmemiş
Baskı adedi kağıt üzerinde var, piyasada yok
Bu bir “iletişim problemi” değil, yapısal bir sorundur.
YAYINCILIK BİR GÜVEN DEĞİL, DENETİM SİSTEMİDİR
Modern yayıncılıkta güven, sözlü beyanla değil;
ölçülebilir veri, erişilebilir rapor ve sözleşmeye bağlı yükümlülüklerle kurulur.
Türkiye’de ise yaygın model şudur:
Satış kanalları kapalı
Platform verileri paylaşılmıyor
Yazarın denetleme hakkı yok
Sözleşmeler uzun, muğlak ve tek taraflı
Bu nedenle “yazar kazanamıyor” değil;
yazar ne olup bittiğini bilemiyor.
SATIŞ ŞEFFAFLIĞI: PLATFORM BAZLI AÇIKLIK ZORUNLULUĞU
Trendyol, Hepsiburada, Kitapyurdu, D&R, Amazon gibi platformlar üzerinden yapılan satışlar, bugün fiilen yayınevinin kontrolünde, yazarın ise kör olduğu bir alandır.
Bu kabul edilemez.
Yayıncılık sözleşmelerinde artık şu açıkça yer almalıdır:
Hangi platformda
Kaç adet
Hangi ay
Kaç iade
Net satış ne kadar
Bu bilgiler paylaşılmıyorsa, ortada şeffaflık yoktur.
YAZAR PANELİ: SATIŞI YAZARIN DA GÖREBİLMESİ
Bir yazar, kendi eserinin satışlarını:
Aylık bazda
Platform bazında
Net rakamlarla
izleyemiyorsa, yayıncı–yazar ilişkisi eşit değildir.
Yazar için tanımlı bir satış paneli artık lüks değil, asgari gerekliliktir.
TELİF ORANI GERÇEĞİ: %40 ALT SINIR OLMALIDIR
Bugün %6–%30 arası telif oranları, çağdaş yayıncılıkla bağdaşmaz.
Çünkü:
Bu nedenle:
Yazarın telif payı en az %40 olmalıdır.
Masraflar bahanesiyle telif düşürülmesi, açıkça riskin yazara yüklenmesidir.
ÖDEME DÜZENİ: AYLIK VE TAKVİME BAĞLI
“Yılda iki kez”, “makul sürede”, “satış sonrası” gibi ifadeler belirsizlik üretir.
Yazar için kabul edilebilir tek model:
1 Yıllık Sözleşme
Aylık satış
Takip eden ay
Net ödeme tarihi
Belirsiz ödeme, bağımlılık üretir.
BASKI ADESİ ALDATMACASI VE DİJİTAL BASKI SUİSTİMALİ
Sahada sık görülen bir durum şudur:
Sözleşmede 500 baskı yazar
Yazara 40–60 kitap gönderilir
Geri kalan ya hiç basılmaz ya da dijital baskıyla geçiştirilir
Bu, ticari yanıltmadır.
Bu nedenle:
Şeffaflıktan kaçan yayınevi, zaten güvenilir değildir.
YAYINEVLERİ ESERİ OKUMUYOR, TANIMIYOR, TANITMIYOR
Bir diğer temel sorun şudur:
Yayınevleri bastıkları kitabı fiilen tanımıyor.
Sonuç:
Eğer:
Tanıtım yoksa
Reklam yoksa
Dağıtım aktif değilse
Düşük satış, yazarın değil yayınevinin performansıdır.
SATIŞIN YAZAR ÇEVRESİNE YÜKLENMESİ YAYINCILIK DEĞİLDİR
Yazarın çevresi destek olabilir;
ama satışın ana yükü yazara yıkılıyorsa, ortada yayıncılık yoktur.
Yayıncı, satış için aktif rol almak zorundadır.
SÖZLEŞME BİTTİĞİNDE KALAN KİTAPLAR YAZARA DEVREDİLMELİ
Yayınevlerinin elinde kalan stoklar, çoğu zaman:
Bu nedenle:
Sözleşme sonunda elde kalan tüm kitaplar, ücretsiz olarak yazara devredilmelidir.
Bu madde, yayınevini satışa zorlayan en güçlü mekanizmalardan biridir.
Türkiye’de yayıncılık sorunu, yazarların beklentilerinin yüksek olması değil;
yayınevlerinin hesap vermeyen bir yapı içinde çalışmasıdır.
Şeffaflık zorunlu hale gelmeden,
denetim sözleşmeye girmeden,
yayıncılık bir ortaklık değil, belirsizlik üretmeye devam edecektir.