Bağımlı İlişkiyi Doğru Okumak
Bağımlı ilişki, yüzeyde bir “aşk problemi” gibi görünse de temelde bir duygusal düzenleme sorunudur.
Birey:
Ancak bu ihtiyaçları dışsal bir kaynağa yüklediğinde, ilişki bir destek alanı olmaktan çıkar ve bir bağımlılık sistemine dönüşür.
Bağımlı ilişkiyi anlamak, yalnızca ilişkiyi değil;
bireyin kendilik yapısını, bağlanma örüntülerini ve duygusal regülasyon kapasitesini anlamaktır.
Çünkü asıl soru şudur:
İlişki ne yaşıyor değil, ilişki birey için neyi temsil ediyor?
Bilincin İlişkisel Yapısı
Bilimsel sınırların dışında düşünüldüğünde,
bilinç yalnızca beynin içinde oluşan kapalı bir sistem gibi görünmeyebilir.
Belki bilinç;
deneyimle şekillenen,
ilişkilerle genişleyen,
etkileşimle dönüşen,
anlam oluşturarak gerçeklik hissi kuran bir akıştır.
İnsan yalnızca düşünen bir varlık değil;
aynı zamanda rezonans kuran bir yapı olabilir.
Çünkü insan yaşamına bakıldığında:
bazı insanlar genişletir,
bazıları daraltır,
bazıları güven hissi oluşturur,
bazıları görünmez bir gerilim yaratır.
Bu yüzden bilinç yalnızca bireysel değil;
etkileşimsel bir organizasyon alanı gibi düşünülebilir.
Belki insanlar birbirlerinin gerçekliğini sürekli etkiliyor,
dönüştürüyor
ve yeniden düzenliyordur.
İnsan;
annesinin duygularıyla,
çocukluk ortamıyla,
travmalarıyla,
bağ kurduğu insanlarla,
sevgileriyle,
kayıplarıyla
sürekli yeniden organize olur.
Bu durumda “ben” dediğimiz şey bile tamamen bağımsız olmayabilir.
Belki bilinç:
kapalı değil,
geçişli bir yapıdır.
Burada “enerji” kavramı fiziksel bir tanımdan çok,
organizasyon etkisi anlamına yaklaşır.
Bir insanın varlığı,
başka bir insanın iç düzenini değiştirebilir.
Belki insanlar yalnızca iletişim kurmaz;
birbirlerinin bilinç alanlarını da etkiler.
Evrenin Kendini Deneyimlemesi
Belki evren durağan bir yapı değildir.
Belki evren;
kendi içindeki yaşam aracılığıyla kendini deneyimleyen bir organizasyondur.
Çünkü insan evrenden ayrı değildir.
İnsanı oluşturan madde,
yıldızların içindeki maddeden oluşmuştur.
Ve bir noktada o madde,
kendi varlığını sorgulamaya başlamıştır.
Bu olağanüstü bir durumdur.
Evrenin içindeki madde,
bir gün:
“Ben kimim?”
sorusunu sorar hâle gelmiştir.
Belki bilinç tam olarak burada oluşur:
Varoluşun kendi üzerine kıvrıldığı noktada.
Madde,
enerji,
deneyim,
zaman,
ilişki
öyle bir karmaşıklığa ulaşır ki,
sistem artık yalnızca var olmaz;
var olduğunu hisseder.
Ve belki bundan sonra anlam üretmeye başlar.
Belki bilinç;
evrensel bağlantının bireysel deneyimidir.
Kesin cevaplar olmayabilir.
Fakat belki insanın en büyük özelliği:
yalnızca yaşaması değil,
yaşadığını anlamaya çalışmasıdır.
Cengiz Akdora.